İŞSİZLİĞİN MUHTELİF BOYUTLARI… LAFIN BİTTİĞİ YER

İŞSİZLİĞİN MUHTELİF BOYUTLARI… LAFIN BİTTİĞİ YER

 

İşsizliğin ekonomik boyutu doğal olarak yoksullukla ilişkili. Görünen işsizlik iş arayanların sayı ve yüzdelerinin artması olarak görünür malum. Görünmeyen işsizlik ise hesaba dahil edilmeyen 15 yaş ve altı, iş aramaktan vazgeçmişlerin ve engellilerin dahası ev hanımları, emekliler ve 60 yaş üstü ve yaşlıların işsizlikten nasıl etkilendiğinin dikkate alınmaması olarak dikkatimizi çekiyor.

 

İşsizlik ne yazık ki yoksulluk ile direk ilgili. Hayatta kalabilmek için temel ihtiyaçları karşılamak bile sorun oluyorsa toplumsal refleks ile zekat, fitre, sadaka, bağış ve işsizlik maaşı gibi destekler devreye giriyor. Çünkü işsizlik sosyal ve iktisadi bir sorundur. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde işsizlik ve yoksulluğun yok edilmesi isteği 1948 yılında kabul edilmesine rağmen bu konuda gerekli önlemler, çalışmalar ve destekler, fonlar ve dahası dünyanın varlık ve teknoloji yönünde onca gelişmesine rağmen ne yazık ki arzu edilen düzeyde değildir. Eğer tarif edilen, istenilen hatta o yönde yapılan çalışmalar samimi olsaydı ne Afrika açlığı ne de gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler hariç dünyanın genelinin yoksulluğundan söz edilmesi mümkün olmayacaktı. Temel sorun aslında;

  • İmalat sektörü yeni istihdam yaratamıyor
  • Hizmet sektöründeki işsizlik geçici istihdam ile çözülemiyor
  • Yeterince yatırım yapılmıyor
  • Çözüm için ihtiyacın yoğun olduğu alanlar, meslekler desteklenmiyor
  • Ülkeler işsizliği ortadan kaldırma yönündeki ifadelerinde samimi değiller.
  • Makinalar, yazılımlar ve robotlar çoğu iş ve alanda insanların yapacağı işleri yapıyorlar ve gün geçtikçe de daha da gelişiyorlar.
  • Kölelik sadece tanım değiştirdi.

 

Robotlara (Çekçe, köle) fazla haksızlık etmeyelim şimdilik bence. Çünkü en azından henüz kendilerini savunacak ve kendi işsizliklerinden söz edecek aşamada değiller henüz. Bu konuda önce Sofia sanırım bir süre sonra bizimle sohbet edecek. Bu aşamada Turing testi, Enigma, Yapay zeka ve bilim kurgu konularına özellikle girmiyorum. Sadece ilerleyen satırlarda kısaca değineceğim konunun bir kısmına.

 

Çağlar boyunca iş ve işsizlik birbiri ile ilişkisel olarak gelişmelere göre değişmiştir. Sanırım ilk çağlarda işsizlik genel olarak sorun değil ki ancak iş tanımına tarım işçiliği, belirli alanlarda zanaatkarlık, dini görevliler ve askerlik iş olarak tanımlanıyordu. Ortaçağda işsizlik yoktu çünkü kölelik vardı denilebilir. Bu bakış açısına da köleleştirilememiş insanların, toplumların yaşadığı yokluk ve yoksulluk detayını hatırlatmak yararlı olacaktır. Toprağı ve mesleği olmayan insanların işsizliği ve yoksulluğu kaçınılmaz olacaktır malum.  Genel bakış açısı bazı ek detaylarla farklılaşınca karşımızı şu tespitler veya şikayetler ya da fırsatlar çıkıyor.

 

  • Teknoloji geliştikçe işsizlik artıyor.
  • Öğretmenlerin ve sağlık sektöründe yaşanan işsizlik sorun. Oysa bu yönetilebilir.
  • Önce makinalar bizi işsiz bıraktı şimdi de robotlar ve yapay zeka işlerimizi elimizden alıyor.
  • Son 10 yılda ortaya çıkan yeni meslek ve uzmanlıkların sayısının artması gelişimi gösteriyor.
  • Yapay zekâ yani bilinen kısaltması ile “AI” – Artifical Intelligence ortadan kaldırdığı işlerden çok daha fazlasını yeni uzmanlık alanları açarak sağlayabilir.

 

Bu aşamada Yapay Zeka tanımı, yararları, kullanımı vs konularına girmeyeceğim. Sanırım bu konu ilginizi çekti ve araştıracaksınız. Tebrikler zaten böyle olması gerekiyor.

 

Konuya dönecek olursak ben gençlerin, engellilerin, ev hanımlarının ve çalışmak isteyen yaşlıların işsizliğini de önemli ekonomik olarak da sorun olarak görüyorum. Çünkü işsiz genç hayata karışamaz, geleceğe umutlarını yitirir ve toplum olarak kaybederiz. Engellilerin işsizliği ise başka bir sorun. Çünkü onlar işsiz kaldığı sürece toplumun gerçekten birey olarak parçası olamazlar. Bu yönde kanunlar olmasına rağmen engelli istihdamının arzu edilen seviyede olduğu söylenemiyor. Ev hanımları işsiz ise, toplum ekonomik olarak refah ve ekonomik özgürlükten söz edilemiyor demektir. Çalışmak isteyen yaşlılar sosyal ve toplumsal hizmetler dahil iş bulamıyorsa bu durumda önemli bir kaynağın, deneyimin de kullanılmadığı gerçeği gündeme geliyor.

 

Üniversitelerin İşletme yüksek lisans – MBA programlarında ilk defa 2001 yılında Yeditepe Üniversitesinde Kriz Yönetimi dersi açmıştım. Sonrasında yıllar itibarı ile Bilgi üniversitesi, Preston Üniversitesi-Türkiye, Breyer State üniversitesi-Türkiye, York Üniversitesi-Türkiye, Portsmouth üniversitesi -Türkiye ve Bahçeşehir Üniversitesi aynı dersi açtım. Bu konuda yüzlerce yazı yazdım. Bu konuda yayınlanan iki kitabımın ilki “Krizleri fırsata dönüştürmek” 2004 yılında ve “Krizlerden yükselerek Çıkın” isimli ikinci kitabım ise 2008 yılında yayınlandı. Krizler işsizlik ile çok ilgilidir. İsterseniz aşağıdaki tabloya bir göz atın ve sonra da sonraki yılların verilerine ve nasıl haber olduklarına bakın. Böylece yazı çok daha anlamlı hale gelecek.

 

Bir şey dikkatinizi çekti mi? Eğer çekmediyse lütfen tabloya yeniden bakın. Bence rakamların yorumu çok da önemli değil. Gerçeklerle yüzleşmek isteyenler işsizlik sorunun gerçekte ne olduğuna odaklanmak için çevrelerine dikkatli gözle bakarak, semt pazarlarını gezebilir sonra da asgari ücretin ne kadar olduğu, açlık sınırının ne olduğu rakamlarına da bakabilirler. İşsizliği çözmek zorundayız kısaca.

 

Sözün özü bence “Türkiye’nin en önemli sorunu: İŞSİZLİK!” Daha fazla anlatmaya, gerek
yok. Görürsünüz eğer gerçekten bakarsanız. Bu konuda önceki yazım “İşsizlik Bir Sorun Değil, Eğer İşsiz Değilseniz” başlığı ile yayınlanmıştı. Ne yazık ki 1998 yılından beri bu konuda belirli aralıklarla yazılar yazıyorum. İşsizlik sorununu çözmeye çalışan tüm kişi ve kuruluşlara teşekkür ediyor ve başarılar diliyorum.

 

ABDULLAH BOZGEYİK

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir