Size göre marka sadakatini sağlamakta İK’nın rolü …

Nurefşan TELLİOĞLU sordu, Evrim İÇER cevapladı.

Evrim Danışmanlık şirketi kurucusu Evrim İçer’ e Sevgili Nurefşan Tellioğlu ile röportaj için zaman ayırdığı ve değerli deneyimlerini bizlerle paylaştığı için teşekkür ediyoruz.

Size göre marka sadakatini sağlamakta İK’nın rolü nedir?

Sadakati sağlamak aslında marka sorumlusunun, satışçının, tezgâhtarın görevidir. Marka sadakatini sağlamakta İK’cının yeri, sadakati sağlayacak kişileri iyi seçmekle görevli olmasıdır diyebiliriz. Yani marka sadakatini sağlayacak insanları işe alan kişi, İK’cıdır.

İşe alım yaparken başvuran kişinin mezun olduğu üniversite sizin için ne kadar önemlidir,kişiyi değerlendirmede de üniversiteyi marka olarak görüyor musunuz?

Bazı markalar var. ODTÜ, BOĞAZİÇİ, KOÇ Üniversitesi gibi. Ancak bana kalırsa kişinin yetisi benim için daha önemlidir. ‘‘Sen kimsin, ne yapabilirsin?’’ Bazı lise mezunları vardır; o işe gerçekten verimlilik sağlar, bazı insanlar vardır çok iyi üniversiteden mezundur ama sağladığı hiçbir şey yoktur. Buna sadece kendi tecrübelerime dayanarak bakmıyorum. Genelde de çalışanlarla diyaloglarımda, okurken neler yaptıklarına bakarım. Nereden mezun olduğundan çok, okurken kendine neler kattığı benim için önemlidir. Yani okul markasından öte o kişi bana çalışırken nasıl verimlilik verecek daha önemlidir.

 

Mülakatlarda mutlaka sorulur dediğiniz sorularınız var mı, varsa bahseder misiniz?

Evet, hep sorduğum bir sorum var: Bulunduğun şirkette ve pozisyonda,çalıştığın şirketi zor bir durumdan kurtarmak için ne yaptın, “Evet, bunu ben yaptım.”, diyebildin? “Buna ben engel oldum.” veya “Bunu bu şirkete ben kattım.” diyebildin. Mesela yangın çıktı söndürdün, tam düşüş oluyordu ki fark ettin engelledin. Her insan yaşarken hayatta küçük de olsa bir iz bırakır ya, senin de bulunduğun şirkette bıraktığın bir iz oldu mu? Sen şirketindeki nasıl bir virgülsün ya da nokta mıydın virgül müydün? Bu soru benim için belirleyici sorudur diyebilirim. Eğer yeni mezun biri ise neden buradasın niye burayı istiyorsun diye sorarım. Çok klişe bir soru ama neden burayı istediğini bana dürüstçe söyleyebilmeli ki o kişiye yatırım yapabileyim. Mesela eve para götürmem lazım diyen adam çalışır. Kendimi geliştirip deneyim kazanacağım diyen insana yatırım yapamazsın. İnsan yatırımdır. 3 ay için maaş veriyorsun 4. ay bana göre olmadığını düşündüm dediğinde 3 ay çöpe gitmiş oluyor. Karşıdaki realist olmalı. İK şirketin göz bebeğidir. Sürekli eleman değişmesi o şirketin İK’cısının çok kötü olduğunu gösterir. İK çok iyi çalışan seçmeli ki seçtiği kişilere yatırım yapabilsin.

‘’Niye uzak bir yerde okudun, nasıl okudun, ailenle mi kaldın yurtta mı kaldın, evde mi kaldın, sevgilin var mıydı?’’ bunlar benim için önemli sorular. Ben soruyorum. Mesela “nişanlıyım” dediğinde, özellikle kırsal kesim için, evlenene kadar çeyiz parası lazım. Evlendikten sonra çalışmayı düşünüyor musun, bomba soru oluyor. “Eşim izin verirse…” demesi; 6 ay için asgari ücret vereceğim diye zamanımızı alıyor.

Aslında çoğu soru klişedir. Karşındaki insana göre can alıcı sorular değişebiliyor. Zaten mülakattan önce cvler değerlendiriliyor. Ön araştırma gibi düşünüldüğünde soruları ona göre hazırlıyorsun. 1 kişi alacağım 8 kişi arasından 1’ini seçmek için gerekirse tüm gün duruyorsun. Bu yüzden çok titizlikle yapılması gereken aşamadır.

 

Adaylar arasında birlikte çalışacağınız kişilerin doğru aday olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?

Genel geçer bir soru değil. Kişiden kişiye, ortamdan ortama, durumdan duruma değişebilir. Yaptığı işteki geri dönüm raporlama ile daha çok ortaya çıkıyor. Bulunduğu ortam, arkadaşlarıyla diyaloğu, masanın üstüne koyduğu eşya bile gerçekten doğru insanı seçip seçmediğinin işaretidir. O yüzden ben 150 kişiye yemek dağıtılırken haftada 1 kere muhakkak kendim dağıtırım. Çalışanlarla ‘‘Ahmet abi karın nasıl oldu?  İyi Evrim Abla sağ ol. Aylin başladı mı okula, nasıl? İyi Evrim Abla. Ağlıyor ama idare ediyoruz. Getir bir gün bana konuşalım. Tamam, Evrim Abla sağ ol.” “Aylin bacağın nasıl oldu iyi misin? Evrim Hanım verdiğiniz o ağrı kesici çok iyi geldi sağ olun.” Bu şekilde onlarla iletişim kurardım. Aşağıya inerdim çoğu zaman. Şirkette dolaşırdım. Bazen onlarla çalışırdım. Sebebi de yaptığım işi bileyim ki alacağım insanı da bileyim. Bunlar benim için önemliydi. Her gün nasıl olduklarını sorardım. Bu şekilde onlarla sık diyalog kurduğumda aldığım kişinin doğru kişi olup olmadığına karar veriyorum. Onları daha iyi tanıyorum. Bir sıkıntı çıkaracaklarını fark ettiğimde yedeğimi hazırlıyordum. Bende her çalışanın yedeği vardır. Bunu üst düzey kurumsalda yapamazsın ancak orta düzey kurumsalda yaptığın zaman inanılmaz sonuçlar alırsın.

 

Bir İK’cının daha öncesinde farklı departmanlarda görev almış olmasının avantajları olduğunu düşünüyor musunuz?

Bir İK’cı şirketteki hemen hemen her bölümü bilmelidir. Bunun için de gün içerisinde kendine zaman ayırmalı, her yere girmeli her yere bakmalı, her yeri önemsemeli oralardaki insanları tanımalıdır. Biraz önce de bahsettiğim gibi İK şirketin kalbidir.

Ben İK departmanındaki bir insanın başka yerlerde çalışıp da oraya oturmasından çok, oraya oturduğu zaman başka yerleri de algılaması, görmesi, gezmesi, konuşması, bilmesi gerektiği kanısındayım. Mesela örgü için son ütücü alınması gerekiyor ve son ütücünün ne yaptığını bilmezsen bayan gücü yeterli olur mu, erkek gücü mü gerekiyor bunları da bilemezsin. Ne alacağını bilmen için ne iş yapıldığını da bilmen lazım. Bunun için mutlaka şirket içerisinde dolaşacaksın, üst düzey yöneticilerle ayrı yemek yerken çalışanlarla da ayrı yemek yiyeceksin, çayını kendin alacaksın. Ben de eğer hasta değilsem, toplantım yoksa çalıştığım kurumsallarda çayımı hep kendim almışımdır. Aldığın insanlarla, çalıştığın insanlarla ne kadar yakın olursan, diyaloğun ne kadar iyi olursa o kadar güçlü ve vazgeçilmez İK’cı olursun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir