İLETİŞİMİN YAPI TAŞI ‘DİNLEMEK’

İLETİŞİMİN YAPI TAŞI ‘DİNLEMEK’

Profesyonel olmanın 10 kuralından biridir, ‘Dinlemek, etkin dinlemek, dikkatli dinlemek.’ Başarı hikâyelerinin anahtar kelimesi…

Dinleme becerisi, insanın henüz anne karnında iken kazandığı ilk ve sağlıklı insanlarda   ölmeden önce kaybettiği son dil becerisidir. Bu bakımdan dinleme becerisi ve doğru kullanımı, kişinin kendini gerçekleştirmesi, sosyal rol ve statü edinmesi, başarı ve mutluluk değerlerine erişmesi kısaca iyi bir yaşam sürmesi için çok önemlidir.

Genelde iletişim denildiğinde akla ilk gelen etkili konuşmak olsa da, iletişimin en büyük yapı taşı dinlemektir. Uyanık durumda olduğumuz günlük yaşamımızın % 70’i iletişimle geçmektedir. Bu sürenin % 10’u yazarak, % 15’i okuyarak, % 30’u konuşarak ve % 45’i de dinleyerek geçmektedir. Durum böyle olunca dinlemenin iletişimdeki gücü göz ardı edilemez.

Her şeyi duyuyoruz fakat dinlemiyoruz. Dinlemek ve duymak iki farklı olgudur. Duymak daha çok fizyolojiktir; dinlemek ise organize olmayı, yoğunlaşmayı ve dikkati toplamayı gerektiren bir beceridir. Dinlemek insanın en temel gereksinimi olduğu halde, en zor uyguladığı bir gerçektir. Günümüzde iş ve özel yaşamda insanların yaşadığı sorunların özünü oluşturan iletişimsizliğin temelinde, dinleme etkinliğinin tam ve doğru şekilde gerçekleştirilememesi yatmaktadır.

Peki, bu en temel gereksinimiz, iş ve özel yaşamımızda başarı ve mutluluğun anahtarı olan dinlemenin türleri nelerdir.

                Dinler gibi görünme: Konu ilgimizi çekmiyorsa, beynimiz hızla konsantrasyonunu kaybeder. Bu esnada karşımızdakiyle göz temasını keseriz. Bedenimiz başka yöne doğru döner veya başka şeylerle ilgilenmeye başlayabiliriz. Ya da karşımızdakinin sorduğu ani sorulara yanıt veremeyiz. Zira dinler gibi görünmeye başlarız.  Dinler gibi görünme, özellikle kafamız başka şeylerle yoğun olduğunda da sıkça yaptığımız bir hatadır. Hepimizin hayatında yer alan bu dinleme türü olan ‘dinler gibi görünme’ diğer bir adıyla ‘duyma’ zaman içerisinde iletişimin kalitesini düşürür ve yaşamımızda olumsuz etkiler yaratır. İş hayatımızda çok sık kullandığımız bu dinleme türünden mümkün olduğunca sakınmak gerekiyor. Dinler gibi görünmektense daha sonra dinlemeyi teklif etmek de karşı tarafı önemser bir eylemdir.

                Empatik dinleme: Can kulağı ile dinlemek de diyebiliriz. Empati, kendini gerçekten karşındakinin yerine koyup onun duygularını ve ihtiyaçlarını anlayabilme ve olaylara onun penceresinden bakabilme becerisidir. Bu beceri yazıldığı gibi de kolay bir yetkinlik değildir. Hal böyle olunca empatik dinleme de bir o kadar zor bir dinleme türüdür. Bu iletişimde konudan çok karşınızdakinin ihtiyaç ve duygularını anlamak önemli gerekliliktir. Empatik dinlemede mimiklerin karşınızdaki kişinin duygularına uyumlu bir şekilde kullanılması, ses tonunuzun ahengi önemlidir. Empatik dinlemede birey karşısındakini ne över, ne yargılar ne de suçlar sadece anlamaya çalışır.

                Aktif dinleme: İletişimde en sık kullanmamız gereken dinleme türlerinden biri olsa da en zor başarabildiğimiz bir tür olduğu da bir gerçektir. Etkin dinleme de diyebiliriz. Bu çift yönlü iletişim, alınan mesajları biraz daha belirginleştirerek konuşana geri iletir. Bu dinleme türünde birçok duyu organı harekete geçer. Bu dinleme türü, küçük notlar alarak, zaman zaman soru sorarak, doğru anlayıp anlamadığını ifade ederek ve bazı noktalarda tasdik ederek kendini belli eder. Uyuşmazlıkların çözümü ve farklılıkların giderilmesi için yapılan dinleme türüdür.

                Pasif dinleme: ‘kime anlatıyorum ben, duvara mı konuşuyorum?’ cümlesinde ki duvar bu pasif dinleme türünün simgesi olabilir. Tek yönlü bir iletişimdir. Söylenen her şeyi sessizce dinler, konuşmaya herhangi bir katkı sunmaz, eleştiri ve yorum getirmez, sadece dinler. Bu karşı tarafa fazla önem vermediği anlamına gelmez. Aksine dinlediği halde tepki vermeye kalkışmaz. Bu dinleme şeklindeki amaç, dinleyicinin zihinsel faaliyetlerini etkinleştirmektir. Konuşmacının anlattıklarının kabul görmesi dinleyicinin sessizliği ile ölçülür.

                Savunucu dinleme: Konuşma sırasında söylenen her cümleyi kendi ile bağdaştırarak sürekli kendini savunma ihtiyacı içinde barındıran bir türdür. Bu tarz dinleme türüne sahip insanlar genelde özgüven sorunları yaşayan insanlardır. Sürekli kendilerini ifade etmeye çalışırlar ve sürekli olarak insanların onları anlamadığından şikâyet ederler. Savunuculuk, kişinin benliğini koruma ihtiyacından kaynaklanır. Savunucu durumda olan kişi, zihin gücünü kendisini savunmaya, karşısındaki kişiye nasıl karşı koyacağına harcar. Böylece aralarındaki iletişim kısa bir süre içinde bir güç ve benlik savaşına dönüşür. Amaç sorun çözmek değil, kavgadan galip çıkmaktır. İletişimde savunuculuk arttıkça sorunun çözümlenmesi önemini yitirir. Savunucu iletişimin temelinde yargılayıcı, denetlemeye yönelik ve aldırmaz, umursamaz tutumla iletişim mevcuttur. Yanlış bir dinleme türü olduğu için iletişim kalitesine zarar verir.

                Tuzak kurucu dinleme: Bu dinleme türü içinde sinsice bir çaba barındırır. Daha önceden yapılmış planları vardır, konuşmacıyı usta sorularla tuzağa çeker. Argoda kullanılan “punduna getirip mosmor etmek” şeklindeki deyimi bu dinleme türüne karşılık gelir. Bu dinleyiciler genellikle ellerinde bir kâğıt kalemle dinlerler ve konuşmacının, konuşmasında yakaladıkları açıkları not ederler, konuşma sonunda ilk söz alan ve bu açıkları sıralayanlar genellikle onlardır. Bu dinleme türünde dinleyici tam olarak ne istediğini biliyordur, bu yüzden konuşmaya başlamadan önce konuşmayı yönlendirir. Söylenen her şeyi dikkatle dinler ve bunları kendi lehine kullanır.

                Seçici dinleme: Yaşantımızın içinde seçim hakkımız olduğu gibi dinlemede de seçici davranma imkânına sahibiz. Bu tür dinleyenler, karşılarında konuşan kişinin söylediklerinden sadece kendilerini ilgilendiren kısımları duyarlar, diğer söylenenleri dinlemezler. Yarı sağır deyimini de kullanabiliriz. Bu, zihinsel filtrelemenin bir türüdür. Bu tipler, ilgilendikleri sözcük çıkıncaya kadar görünürde dinleyici olarak kalırlar. Diğer bir anlatımla bu tür dinlemede amaç; dinlenenlerin içinden ilgi ve ihtiyaca yönelik olanların seçilerek dinlenmesidir.

Bu dinleme türleri ile sadece dinlemenin yetmediği ve sergilediğimiz dinleme türünün karşı tarafta bıraktığımız izlenime referans olduğunu belirtmek yanlış olmaz. Dinlemek, karşı tarafa saygı gösterdiğinizin işaretidir. Dinlemek, aynı zamanda bilgi sahibi olmayı da arttırır. Her şeyi bilen bir uzman havasında olup, karşı tarafı dinleme becerinizi geliştirmeden bir şey öğrenmek mümkün değildir. En büyük âlimler bile her zaman öğrenecekleri bir şeyler olduğunu bilir ve karşıdakini dinler. Düşülen en büyük hatalardan biri özellikle otorite ve mevki kazanan insanların gittikçe daha az dinlemeleridir. Dinlemek, yeni fikirler edinerek, sorunları çözecek yeni yollar bulmanızın ve kişisel olarak gelişip yükselmenizin de bir aracıdır. Yaygın kanının aksine iyi ve etkili bir iletişim, konuşma becerisi ya da ikna edici konuşmadan değil, iyi bir dinleyici olmaktan geçmektedir. Konuştuğunuzun iki katı düşünmek ve karşıdakini dinlemek iyi ilişki kurmanın altın oranıdır.

Dinlemek pasif bir eylem sanılsa da aslında konuşmaktan çok daha aktif bir eylemdir. En önemlisi de ‘Dinlemek’ insanı zenginleştirir. Çünkü dinledikçe öğreniriz. Bilgi alırız ve zenginleşiriz.

“Başarı; insanlar dinlesin diye konuşmak ve insanlar konuşsun diye dinlemektir.” Kevin Hogan

 B.Şilan GÜNGÖREN

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir