BİR KUŞAK ÇATIŞMASI SOHBETİ

BİR KUŞAK ÇATIŞMASI SOHBETİ

Sanırım bu başlık okurların ilgisini çekecek. İyi ki bu yazıyı yazmak için parka, bu güzel çay bahçesine geldim. Denizi, geçen gemileri ve yürüyüş yapanları izlemeye başladım. Ne güzel oldu, böylece bilmem kaçıncı kattaki, aşağıda insanların karınca gibi göründüğü ofiste değilim. Dahası güneşli bir ortamdayım ve temiz hava alıyorum hem de mırıldanarak, sanki konuşarak, yazımı yazıyorum. Güzel bir çay da içerim şimdi. O sırada da keyifle ve yazımı yazarım. Neyse yazıya döneyim…
Bilindiği üzere çoğu toplumlarda karşılaşılan en önemli sorunlardan biri “Genç ve Yaşlı” yani kuşaklar arası çatışmadır. Bu sanıldığından daha farklı onlarca nedene dayanmaktadır. Ne yazık ki gençler bazı konuların henüz farkında olmadıkları için bazen onlarca hata yapmaktadır ve yaşlıların da haklı olabileceklerini pek kabul etmemektedirler. Çünkü tepkileri biraz yaşları, biraz da tecrübesizlikleriyle ilgili diye düşünmektedirler. Bir süre önce okuduğum bir yazıda “Yaşlıların bulanık suda gördüğünü, gençler aynada bile göremezler” ifadesi yer alıyordu. Yine bilindiği üzere yaşlılar sabırlı, gençler ise sabırsız olarak görünür çoğu zaman. Bu nedenle de ani tepki vermektedirler. Oysa yaşlılar da bir zamanlar genç olduklarını unutmakta olup…
Yazımın burasında cümlemi dahi tamamlayamadım çünkü birisinin seslendiğini duydum. Şöyle diyordu;
– Pardon. Pardon bakar mısınız? Hocam bir dakika- bu konuda taraf tutuyorsunuz, haksızlık yapıyorsunuz diye düşünüyorum. Bari siz yapmayın.
Diye seslendiğini duydum bir gencin.. Etrafa baktım kimse yoktu. Herhalde yanlış duydum bana seslenilmedi derken… Aynı ses konuşmaya devam etti.

– Beni dinleyecek misiniz?

Peki sen diyeceksin bu konuda? diye sordum gayri ihtiyari. Sormaz mı olsaydım acaba?

Çünkü; delikanlı aldı sazı eline, otomatiğe bağladı, peş peşe sıraladı aşağıdaki düşüncelerini. Konu karışmasın diye olduğu gibi onun cümlelerine yer veriyorum öncelikle.
– Değerli büyükler, biz gençler artık öğüt istemiyoruz, önümüzden çekilin yeter. Bizim ne bildiğimize de bakın, çünkü sadece ne bilmediğimizi anlatmanız, böbürlenmeniz bizi her zamankinden daha çok rahatsız ediyor artık. Yok öyle eskisi gibi; “Evladım yaşın ne başın ne?”, “Adam olmak için daha bir fırın ekmek yemen lazım”, “Bilmiyorsun bari laf dinle”, “Nedir bu gençlerin dikbaşlılığı?”, “Hangi kuşaksın sen, X, Y veya Z mi?”, “Ben senin yaşında iken…” ve daha neler neler… kısaca önyargılardan uzaklaşın ki; bazılarımızın ifadesi ile… ve tüm saygımızla siz “Dinozorlar” ile anlaşabilelim. Bize en azından kendimizi ifade etmemiz için fırsat verin ki sizinle anlaşabilelim. Bizi anlayın ki, sizi anlayalım. Yani karşılıklı birer adım atalım. Bakın bu konuda ciddiyiz. Yoksa ergenlik tavırlarımız yeni erken ergenlik çağının 8-24 yaş arasında olduğunu araştırma bulgularından hareketle size hatırlatabiliriz. Dahası yıllarca okulu uzatır, evden gitmeyiz ve ailemizin başına 30 hatta 35 yaşına kadar da ekşiriz. Sanırım dikkatinizi çektim. Lütfen artık farkında olun; biz teknolojinin yükseldiği çağda doğduk. Siz, en azından çoğunuz, daha akıllı telefonu kullanmayı dahi pek de beceremezken biz size göre daha çocuk yaşlardan itibaren eğitimler alıyor ve program, uygulamalar için kod yazıyoruz. Akıllı telefon, tablet ve bilgisayara uyum yaşımız 3-5 yaş arasından itibaren başlıyor. İşinize gelince bizden yardım istiyorsunuz bu konuda farkındayız. Onun harici bizimle sohbetiniz nedense emir kipi ağırlıklı olarak hep; “Onu yapma. Beni dinle. Okula git, diplomanı al, iş bul, askere git ve evlen” kapsamında oluyor. İyi de bunları yapmamız gerektiğini biz de biliyoruz zaten. Sadece bazen biraz ağırdan almak istiyoruz. Belki sonra yapacağız onları. Yani hemen yapmak istemiyor, dahası çocukluğumuzu ve gençliğimizi yaşamak istiyor olabilir miyiz?

Bu yaşa geldim şu sivilceler ve hormonlardan çekmediğim kalmadı. Doğru dürüst arkadaşım yok. Bilgisayara, telefona en doğru ifade ile internete bağlı yaşıyoruz zaten. Bunu zaten biliyorsunuz ve sürekli yüzümüze vuruyorsunuz. Bizi pek de anladığınız, hatta anlamaya çalıştığınız söylenemez. Buradan böyle görünüyor. Bizi ezmeyin ve anlayın artık. Kiminle dans ettiğinizi bilin bizce. Saygıdeğer büyüğümüz, abilerim, ablalarım, anam, babam, amcalarım, dayılarım, dedelerim ve bilcümle (sizin ifadenizle) büyüklerim. Gençler olarak bakış açımız veya düşüncelerimiz size göre neden hep yanlış, eksik veya düzeltilmesi gereken bir durum gibi?

Acaba sizin bakış açınız ve bize karşı düşünceleriniz yanlış, eksik ve düzeltilmesi zorunlu durumlar olarak tanımlanabilir mi?

Ne o yoksa şimdiye kadar kimse sizinle (hocam pardon lafım size değil) böyle sinirli ve saldırgan şekilde konuşmadı mı?

Demek ki doğru bir şey yapıyorum, ilk defa olsa da. Bakıyorum dikkatle dinlemeye başladınız. Buraya kadar duyduklarınızdan kısmen sıkıldınız diye düşünüyorum. Çünkü bizim yaşımızdaki çoğu ergen bu konulara pek takmıyor.. eyvah pot kırdım galiba. Neyse büyüksünüz affedin olsun bitsin. Zaten amacımız dikkatinizi çekmek idi. Sanırım bize zaten kötü davranmayı düşünmüyorsunuz, düşünmezsiniz değil mi?

Tek istediğimiz bizi anlamanız, dinlemeniz ve geçmişte sizin de yaptığınız bazı hataları belirli ölçüler içinde de olsa yapmamıza izin vermeniz. Çünkü bizler, tıpkı sizler gibi hatalardan da öğrenebiliriz. Kendimiz denemeli ve yanlışı görmeliyiz. Bir nasihat, bin musibet gibi deyişinde olduğu gibi hani. Böylece yaşayarak öğrenebiliriz. Hepsi o kadar. Aksi durumda biz kendimizi nasıl ifade edebilir, gelişebilir ve kendimize özel bir kişi olabiliriz?

Sizleri dinlerken aklımıza nedense; MFÖ grubunun “Peki, peki anladık. Sen neymişsin be abi?” isimli eski bir şarkısı geliyor… Unutmayın bizler siz değiliz ve sizin gibi olmak zorunda da değiliz.
deyip karşıma oturdu. İsterseniz birlikte dinleyelim diyerek telefonundan YouTube üzerinden şarkıyı açtı ve dinlemeye başladık. İşte o an eskilere gittim çünkü o şarkıyı ben de çok severim ama yumuşamamam lazım. Çünkü dikti gözlerini bana bakıyor delikanlı. Sıra sende der gibi. Benim de ilk aklıma gelen “Evladım siz daha giderken biz o yollardan dönüyorduk” gibi bir şey söylemek tabi ki değildi. Ne o yoksa beni o kadar önyargılı mı sandınız?

Tüm söylediklerini dikkatle dinlemiştim. Benim de aklıma bir şarkı gelmişti. Madem bu genç kendini güzelce ifade ederek ve bir şarkıyla sataşmıştı. Ben de cevabımı aynı yöntemle vermeliydim. Bak delikanlı bu konuda aklıma gelen şarkı Orson Welles “I know how it is to be young, but you don’t know how iti is to be old” şarkısı istersen onu da aç da dinleyelim dedim. Sohbet tam kıvamına geldi ve yazıyı da bitiriyordum derken garsonun sesi ile irkildim.

– Hocam yine yazıya kendinizi kaptırdınız ve kendinizle sohbet mi ediyorsunuz?

Aynen öyle olmuştu. Cama yansıyan görüntümle (ama ergen halimle) konuşuyor buldum kendimi. İyi ki de konuşmuşum kendimle. Eminim anladınız neden böyle yaptığımı değil mi gençler ve hala genç olanlar? Lütfen içinizdeki çocukla konuşmayı unutmayın. Böylece gençleri daha iyi anlayacaksınız. Oysa büyükler da bir zamanlar genç olduklarını unutmakta olup… ne yazık ki bazen gençlere karşı kırıcı olabilmekte ve sonuçta içlerindeki çocuğu da incitmektedirler. Bu ise çoğunlukla gençleri koruma ve kendilerinin geçmiş hatalarını düzeltme çabası ile ilgili gibi de görünmektedir. İdeali her yaşın özelliğinin ve güzelliğinin farkına varmaktır. Keyifli yaşamlar dilerim.

ABDULLAH BOZGEYİK
Not: 2001 yılından bu yana muhtelif üniversitelerin İşletme yüksek lisans (MBA) programlarında dersler verdiğim için öğrencilerimin ve bir müddet sonra da sosyal medya bağlantılarımın bana “hocam” demesine alıştım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir